Prisoners
Prisoners

Çaresizliğe düştüğümüz anda, son şansımız olduğuna inandığımız şeyi, o şey ne kadar kötü ve ters olursa olsun, yapmaya cesaret edebilir miyiz ? Belki de değerlerimizi yerle bir edecek şeyi yaptığımıza pişman mı oluruz ?; Yoksa bunu yapma cesareti gösteremediğimiz de, yapmadığımıza mı lanet okuruz ?
"Bize karşı suç işleyenleri bağışladığımız gibi, sen de bizim suçlarımızı bağışla!" duasıyla başlayan film, değerlerimizden ve çizgilerimizden uzaklaşmaya meyilli yapımızı gösteriyor ve bizi, belki de yapmamamız gereken şeyler yaptırtmaya motive eden sebepleri düşünmeye itiyor.
İki komşu aile olan Dover ve Birch aileleri, bir şükran günü yemeğinde bir araya gelirler. Ailelerin 6 ve 7 yaşlarındaki küçük kızları Anna ve Joy, aynı akşam kaybolur. Şüpheler, o gün sokakta görülen bir karavanın üzerinde yoğunlaşır, karavanın şöförü tutuklanır. Hiçbir kanıt bulamayan polisler, karavan şöförünü bırakmak zorunda kalırlar.
Keller Dover(Hugh Jackman), süreç içerisinde polise olan güvenini kaybeder. Kızlara sağ-salim ulaşmak için zamanın çok önemli olduğunun farkında olan Keller, şüphelilerin peşine kendisi düşer. Adaleti aramakla, suçlu olmak arasındaki ince çizgide kalacaktır.
Öte yandan soruşturmayı sürdüren dedektif Loki, başka şüpheliler üzerine odaklanacaktır.
Keller’in, kızını kurtarmak adına yaşadığı şeytani değişimi gözler önüne seren film, kızlarının kaçırılması üzerine ailelerin yaşadığı dramı etkileyici biçimde yansıtıyor ve işin polisiye kısmını ve gerilimini de üst düzeyde tutuyor.
Böylelikle, dram-gerilim dengesi çok iyi, soluksuz izleyeceğiniz bir yapım çıkıyor karşımıza:
Prisoners.

Hiç yorum yok: